TBMM’deki Terörsüz Türkiye süreci komisyonunda MHP’yi temsil eden Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, sürecin terör örgütüne taviz verilmesi anlamına gelmediğini belirterek hedefin terörün bütün unsurlarıyla tasfiye edilmesi olduğunu söyledi.
Milliyetçi Hareket Partisi Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda oluşturulan komisyonda MHP’yi temsil ediyor. Öztürk, kamuoyunda “kardeşlik ve barış projesi” olarak değerlendirilen sürece ilişkin soru-cevap şeklinde açıklamalarda bulundu.
Öztürk, sürecin neden başlatıldığından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin rolüne, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşımından terör örgütünün silah bırakmasına kadar birçok başlığa değindi. Sürecin Türkiye’nin üniter yapısından veya millî değerlerinden taviz verilmesi anlamına gelmediğinin altını çizen Öztürk, temel hedefin terör örgütünün bütün unsurlarıyla tasfiye edilmesi olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin yaklaşık yarım asırdır terörle mücadele ettiğini belirten Öztürk, bu dönemde şehitler verildiğini, gazilerin olduğunu ve ülkenin ağır bedeller ödediğini söyledi. Terörün yalnızca bir güvenlik problemi olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Öztürk, yıllardır devam eden terör sorununun yatırımları geciktirdiğini, ticareti olumsuz etkilediğini ve bazı şehirlerin kalkınmasının önünde ciddi bir engel oluşturduğunu dile getirdi.
Türk devletinin bugün terör örgütü karşısında sahada önemli bir üstünlüğe sahip olduğunu vurgulayan Öztürk, güvenlik güçlerinin sürdürdüğü mücadelenin örgütün özellikle yurt içindeki hareket kabiliyetini büyük ölçüde kırdığını kaydetti. Öztürk, sürecin terör karşısında geri adım atan bir devlet tarafından değil, sahada terörü yenmiş bir devlet tarafından başlatıldığına dikkat çekerek hedefin terörü tamamen Türkiye’nin gündeminden çıkarmak olduğunu ifade etti.
Muhalefetin bir bölümünün sürece yönelik eleştirilerine yanıt veren Öztürk, MHP’nin vatan, millet, devlet ve bayrak konusundaki duruşunun tartışmaya açık olmadığını belirterek partisinin siyaset anlayışını ❝Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben❞ sözüyle anlattı. Bu tür meselelerde siyasi kazanç veya kayıp hesabı yapmadıklarını vurgulayan Öztürk, Türkiye ve Türk milletinin geleceği açısından doğru olanın yapılması gerektiğini ifade etti. Eleştirinin demokratik siyasetin doğal bir parçası olduğunu ancak MHP’yi ve ülkücüleri ihanetle suçlamanın kabul edilemeyeceğini kaydetti.
Öztürk, meseleye seçim odaklı yaklaşmadıklarını belirterek bakışlarının Türkiye’nin önündeki 10, 20 ve 50 yıllık döneme yönelik olduğunu söyledi. Bölgesel gelişmelerin süreçten bağımsız değerlendirilemeyeceğini dile getiren Öztürk; Rusya-Ukrayna Savaşı, Suriye’deki belirsizlikler, Gazze’de yaşananlar ve İsrail-İran hattındaki gerilimlere dikkat çekti. Günümüzde savaşların etkilerinin cephelerle sınırlı kalmadığını belirten Öztürk, yaşanan krizlerin enerji maliyetlerinden ticaret yollarına ve sınır güvenliğine kadar birçok alanı etkilediğini söyledi.
Suriye meselesinin Türkiye’nin güvenliğinden ayrı değerlendirilemeyeceğini ifade eden Öztürk, sınırın hemen ötesinde terör örgütünün uzantıları üzerinden fiilî bir yapı oluşturulmaya çalışıldığını ve bu yapılara ciddi miktarda silah ve mühimmat desteği sağlandığını söyledi. Türkiye’nin buna seyirci kalmadığını, hem sahada hem de diplomasi alanında kararlı bir politika izlediğini belirten Öztürk, Türkiye’ye karşı ileride kullanılabilecek silahlı bir terör yapılanmasının sınırın hemen ötesinde varlığını sürdürmesine izin verilemeyeceğini vurguladı.
Türkiye’nin böyle bir coğrafyada içeride güçlü olmak zorunda olduğunu vurgulayan Öztürk, millî birlik ve beraberliğini güçlendiren, terörü gündeminden çıkarmış bir Türkiye’nin dış tehditlere karşı çok daha dirençli olacağını ifade etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi sürecin ❝siyasi mimarı ve öncüsü❞ olarak nitelendiren Öztürk, Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihinde TBMM’de yaptığı çağrının bazı kesimlere ilk anda şaşırtıcı gelmiş olabileceğini söyledi. Bahçeli’nin yalnızca o günün siyasi şartlarına bakmadığını belirten Öztürk, Türkiye’nin çevresindeki gelişmeleri, gelecekte ortaya çıkabilecek riskleri ve yarım asırdır devam eden terör sorununun Türkiye’ye yükünü birlikte değerlendirdiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın süreci sahiplenmesinin en önemli unsurlardan biri olduğunu ifade eden Öztürk, Bahçeli’nin ortaya koyduğu yaklaşımın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü desteğiyle devlet politikası haline geldiğini söyledi. Böylesine önemli bir meselenin tek bir siyasi partinin yürütebileceği bir konu olmadığını belirten Öztürk; devlet kurumlarının, güvenlik birimlerinin, istihbaratın, siyasetin ve TBMM’nin birlikte hareket etmesinin önemine işaret etti.
Sürecin terör örgütüne taviz verilmesi anlamına geldiği yönündeki iddialara kesin bir dille karşı çıkan Öztürk, Türkiye’nin üniter yapısının, Anayasa’nın ve devletin temel niteliklerinin pazarlık konusu yapılmadığını vurguladı. PKK’nın yıllarca bölünme, özerklik ve federatif yapı gibi taleplerde bulunduğunu ancak bunların hiçbirini elde edemediğini ifade eden Öztürk, sürecin devletin terör örgütünün taleplerini kabul etmesi anlamına gelmediğini belirterek asıl hedefin terör örgütünün silah bırakması, örgütsel varlığını sona erdirmesi ve terörün tamamen tasfiye edilmesi olduğunu söyledi.
Şartların açık olduğunu belirten Öztürk, örgütün bütün bağlantılarıyla birlikte silahlı ve örgütsel varlığını sona erdirmesi gerektiğini söyledi. Silah, mühimmat, araç ve teçhizatın teslim edilmesi gerektiğini belirten Öztürk, silah ve örgütsel yapı varlığını sürdürürken terörün bittiğinin söylenemeyeceğini kaydetti.
Komisyonda MHP’yi temsil eden Öztürk, TBMM’nin süreçteki rolünün son derece önemli olduğunu belirtti. Millet adına karar verilen yerin Meclis olduğunu ifade eden Öztürk, atılacak adımların hukuk içerisinde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Sorunların çözüm adresinin silah, sokak veya terör değil demokratik siyaset ve TBMM olduğunu vurgulayan Öztürk, Mecliste farklı siyasi partilerden sürece yönelik geniş bir desteğin bulunduğuna işaret etti.
Terörün Türkiye’ye maliyetinin yalnızca rakamlarla anlatılamayacak kadar büyük olduğunu söyleyen Öztürk, yıllardır terörle mücadeleye ayrılan kaynakların çiftçiye, üniversitelere, fabrikalara, teknolojiye, hastanelere ve altyapıya aktarılabilmesi halinde Türkiye’nin çok farklı bir noktada olabileceğini ifade etti. ❝Terör sadece canımızı almadı. Paramızı, zamanımızı ve kalkınma imkânımızı da aldı❞ değerlendirmesinde bulunan Öztürk, terör yükünün ortadan kalkmasıyla önümüzdeki 10 yıllık dönemde Türkiye açısından önemli ekonomik fırsatların ortaya çıkacağını belirtti.
Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri ve Van’ın sürekli terör haberleriyle anılmasını istemediklerini söyleyen Öztürk, bu şehirlerin yatırım, sanayi, tarım, turizm, kültür ve ihracatla gündeme gelmesi gerektiğini belirtti. Bölgedeki gençlerin önünde örgüt propagandası yerine üniversite, iş ve teknoloji imkânlarının bulunması gerektiğini ifade eden Öztürk, dağların terör kamplarıyla değil turizmle, sınır kapılarının ise korkuyla değil ticaretle anılmasını istediklerini söyledi.
Türkiye’nin yabancı bir arabulucuya ihtiyaç duymadığını söyleyen Öztürk, ❝Bu Türkiye’nin kendi modelidir. Türkiye kendi sorununu kendisi çözecek❞ yaklaşımını ortaya koydu. Çocukların terör haberleriyle büyümediği bir Türkiye görmek istediğini ifade eden Öztürk, ❝Artık Türkiye enerjisini teröre değil kendi geleceğine, büyümesine ve kalkınmasına harcasın❞ mesajıyla değerlendirmelerini tamamladı.