Tıbbi kayıtlarda hastanın reddine rağmen prenatal test sonuçları nedeniyle hekimin tazminata mahkûm edilmesi, malpraktis hukukundaki yapısal sorunları yeniden gündeme taşıdı.
Ankara’da, hasta tarafından özgür iradeyle reddedilen prenatal tarama testleriyle ilgili bir malpraktis davasında, hekimin kusurlu bulunmaması yönündeki bilirkişi raporuna rağmen tazminata mahkûm edilmesi, sağlık camiasında endişe yarattı. Olayda, hastanın üçüncü gebeliği olmasına rağmen testleri reddetme iradesinin tıbbi kayıtlarda açıkça mevcut olduğu belirtildi.
Konuyla ilgili açıklamada bulunan AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, bu durumun münferit bir dava değil, mevcut mevzuattaki eksikliklerin doğrudan sonucu olduğunu ifade etti. Kurban, Down sendromlu bir bireyin yaşama hakkının sona erdirilmesi kararının hekime ait olmadığını da ekledi.
Uzm. Dr. Kurban, malpraktis davalarında talep edilen tazminat miktarları üzerinden %6 oranında vergi ödenmesi zorunluluğuna dikkat çekti. İncelenen davada talep edilen tazminatın yaklaşık 77 milyon TL seviyesinde olduğunu belirten Kurban, bu durumun vergi yüküyle birlikte kamu maliyesi açısından ciddi risk oluşturduğunu vurguladı. Mevcut sistemde, tazminatın ilk aşamada Hazine tarafından karşılandığı ve sonrasında rücu mekanizmasının işlediği yapının hekimler ve kamu kaynakları üzerinde baskı oluşturduğu belirtildi.
Hekimlerin çalıştıkları sağlık sisteminden bağımsız olarak korunmaları gerektiğini belirten Kurban, malpraktis cezalarının trafik kazaları gibi durumlarla karşılaştırılamayacağını ifade etti.
Davaya konu olan süreçte, gebe hastanın üç ayrı başvuruda Down sendromu tarama testlerini açıkça reddettiği kayıtların bulunduğu bilgisi paylaşıldı. Hekimin testlerin amacı ve riskleri hakkında bilgilendirme yaptığı ve hastanın bu kararlarının epikriz raporlarına eksiksiz işlendiği belirtildi. Bu kayıtların hem hastane hem de Sağlık Bakanlığı veri havuzlarında yer almasına rağmen mahkûmiyet kararı verilmesi, hekimlik etiği ve hukuku açısından tartışma yarattı.
Uzm. Dr. Kurban, bu tür hukuki krizlerin yargı kararları yerine güçlü ve açık bir Hekimlik Kanunu ile çözülebileceğine işaret etti. Hekimsen tarafından hazırlanan taslağın hasta güvenliğini, hekim sorumluluğunu ve kamu yararını merkeze aldığını belirten Kurban, taslağın cezalandırıcı değil, kalite ve eğitimi esas alan bir anlayış üzerine kurulu olduğunu savundu.
Taslakta, mesleki yetersizlik tespitinde doğrudan cezalandırma yerine yeniden eğitim, sertifikasyon ve denetim süreçlerinin öngörüldüğü ifade edildi. Kurban, bu yaklaşımın hem hastaları hem de hekimleri koruyacağını belirtti.
AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen’in, Hekimlik Kanunu taslağını Sağlık Bakanlığı ile ortaklaşa çalışarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunma konusunda kararlı olduğu açıklandı. Kurban, sürecin hekimlik mesleğinin hukuki güvence altına alınması ve sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu sözlerine ekledi.